"iç"ten etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
"iç"ten etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2018 Pazar

Hoş Geldin



Önümüze açılacak bu 365 sayfalı yeni defteri parlak renklerle, sevgi sözcükleriyle ve güzelliklerle doldurmak dileğiyle..Mutlu Yıllar

18 Aralık 2018 Salı

Yeni Yıl Demek



Kokina demek een öncelikle benim için, küçük evimizde, henüz plastik çam ağaçları da icat edilmediğinden belki de, koca bir demet kokinayı, üzerine kar gibi pamuklar serpiştirerek süslerdi annem, her dikenli demet, bana onun yumuşacık ellerini hatırlatır işte..

Tatlı bir şeyler demek, hele de şeker hamuru çıktığından beri çoban püskülü yapraklarıyla, kokinalarla, kar taneleri ile süslü bir şeyler..Benim çocukluğumda vazgeçilmezimiz kütük pastaydı ama, artık o kadar eksildik ki o kara bulanmış kütüğün etrafından, boğazımdan geçmiyor, pek yanaşmıyorum artık..



Noel Babamız hep vardı da, geyikleri henüz yabancıydı bize, bizimkisi doğrudan bacadan atlardı içeri..:)) Kardan adam yapabildiğim bir yılbaşı hatırlamıyorum, şubat tatillerinin eğlencesiydi kar o yıllarda İstanbul'da..Trifle konusuna ise hiç girmiyorum, hayali bile ne mümkün, Hamburger yemek için bile ortaokul yıllarını bekleyen nesildenim ben, pardon :))



Ama galiba een değişmeyen, her yeni yıla tazecik umutlarla girmek, şüphelerle kirletmemeye çalışmak, ağız tadı hayali ile güzel bir sofra etrafında sevdiklerinle birlikte olmak, el yapımı bir vazo içinde renklendirirken bir demet kokina evi, geçen bir yıla daha şükretmek demek..

8 Aralık 2018 Cumartesi

Zamanı Geldi


Bu ay başladı mı, yıl bitmiştir artık..Defterlerin kapandığı, borç-alacak cetvellerinin çıkarıldığı, önümüzdeki yıl için yıllık planların yapılmaya başlandığı günlerdir bunlar.."Yeni yılda yeni bir ben" adına sözlerin verildiği, acısıyla tatlısıyla geçen o yılın sadece tatlı anılarını hatırlamaya çalışarak ve acı anıların dilde bıraktığı o paslı tadı belki de şöyle mükellef bir sofra başında silmeye çalışarak geçirilecek yılbaşı gecesine hazırlıkların yapıldığı günlerdir..

Yalan da olsa o defterlerin kapandığı, yani durup durup yine, yeniden açılacak olsalar da; insan nefsi alacağına şahin, vereceğine karga olsa da; o yıllık planlara rağmen, hepimiz sonunda hayatın planını yaşayarak tamamlasak da o "gelecek" yılı..Güzel, bunları düşünmek de güzel..

Şimdi, hepsinin zamanıdır işte..Yılbaşı kutusundan yüreğimizdeki ışıltıları çıkarmanın, içimizdeki çocuğu evi şıkır şıkır süslemesi için izin vermenin, tutamayacağımız sözler verirken yine, kendimize yılda bir defacık da olsa herkese gösterdiğimiz anlayışı göstererek, karşısına geçtiğimiz aynada, "aferin kız, yine ölmedin her şeye rağmen" diye gülümsenin ve sırtımızı sıvazlamanın-tamam, kendi kendine kolay olmuyor, o halde omuzumuza bir öpücük konduruvermenin :)) - Zamanı Geldi..

Kaçırmayın..  





8 Aralık 2017 Cuma

Zaman Fırtınası




Nasıl da geçiyor zaman..Bir şeylerle meşgul olunca daha da hızlı..Ne zamandır bir şeyler paylaşmayışım tembelliğimden değil aslında, içime dönüşümden galiba..Kendimi ararken, bulurken, kaybederken, sabahları yeni kararlarla kalkıp, akşamları başka kararlarla yatarken, yapıp, bozup, silip, baştan başlarken ve her yeni yılda insanın yaşı kaça gelirse gelsin bir defa daha Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeni bir "ben" yaratabildiğine şaşırırken geçivermiş zaman..Çalışmalar hala devam ediyor, çevreme verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim, "bensel dönüşüm" de, "kentsel dönüşüm" misali hiç bitmiyor bizim buralarda, ama hayat beklemiyor..Olduğu kadarıyla yola devam, artık birazını atın terkisinde dörtnala koşarken halledeceğiz, çaresi yok..



Mesela olduğum yeri sevmekle geçti zaman..Gittiğim yeri de..Özlemek, gitmek ama dönmek, hep dönmek..Olayım bu benim, düzeni, belli bir tarzı, sessizce durmayı ve sessizce dönmeyi seviyorum demek ki..Ne var? 

İçime baktığımda gördüğüm beyazlık değilmiş, biraz natürel olsa da renk ister olmuşum galiba artık, kremlerim, vizonlarım hep yanımdalar ama biraz da renk sever olmuşum artık demek ki..

Ve bir de baktım ki, aradığım Simurg aynadan her sabah bana yansıyanmış..Güzelmiş, küçükmüş, ne hissediyorsa oymuş ve vicdanı ile keyfi dışında prangası yokmuş insanın, hayatta her şey insanlar içinmiş, insanlıkta ayıp yokmuş, günah her insanın ruhuncaymış..Dur bakalım, sondaja devam, bir şeyler buldukça anlatırım..



Ve eski puro kutusu..Simitlik-ekmeklik vs. niyetiyle başladığım ama galiba ocağın yanında içine bir şeyler depolayacağım bir kutu..Renkli..Eskitmeli, yağlı boyalı..Biraz doğal hali, biraz renkli-resimli iç tabanı..Dışarıdan daha da farklı, şaşırtıcı bir hali, uzaktan tanınmayacak bir değişimi..Benim gibi, sizin gibi, herkes gibi.. Zamanın fırtınasına maruz kalmış her şey gibi..










  

27 Ağustos 2017 Pazar

Arada


Hani gitmekle kalmak arasında kalır ya bazen insan, yazmakla durmak, bitirmek ve devam etmek, konuşmak ve susmak..Oralardayım işte bu aralar, sessizliğim ondan, "ne yapıyorum, niye yapıyorum, kime yapıyorum, yapıyorum da ne oluyor, amaan artık yapmayacağım, belki biraz ara, sonra yaparım yine"ler, hepimizde zaman zaman olduğu gibi..

Blogum..Hiç kimse sesini duymazken yine de bir şeyler mırıldanarak hayatı kendisi için daha renkli hale getirebilmek için..Belki de bir yerlerden kendisini duyduğunu hayal ettiği, hiç yüzünü görmediği, hiç tanımadığı tek bir kişi için ilham olabilmek, bir sabah neşesi, bir umut olabilmek için..Belki de suya yazı yazmak, geçip giderken bu dünyadan hızla, ve her geçen saat daha da hızla, ardında çiçek kokulu hafif bir rüzgar bırakabilmek... Vakit öldürmek bu camın önünde, vakit öldürtmek canı sıkılan birilerine kendi camlarının önünde belki de sadece..Üretmeye sebep yaratmak, ürettiklerine "aferin" almaya çalışmak, kendini, evini ve hayatını "BBG Evi"ne çevirmeden paylaşmak, fikir almak, fikir vermek, gelişmeye çalışmak, değişmeye uğraşmak..Bakalım, çıkacak bu yolun sonu belki bir yerlere, sıklıkları azalsa da sohbetlerin, belki devamı hep gelecek, bilmiyorum..      



O arada, yani yokken, yani düşünürken derin derin, hayata devam, işlemeye, üretmeye, süslemeye..Her şey eskisine benzer devam etse de, başka diyarların kokusunda, rüzgarında, kendini kaybedip baştan bulurken insan, ne güzeldir o yeniden keşif anları..Aynadaki o her günkü akis değildir artık, daha çok sever insan bir süre ayrı kaldığı minderi çökük koltuğunu, ve daha gerçekçidir artık o çekmece köşelerinde umutları ile toz toplayan "kalabalık misafirler geldiğinde kullanılmaya hazır" bekleyen 12 kişilik yemek takımlarına ihtiyacı konusunda..Atamadıklarını atmak, bırakamadıklarını bırakmak, başlayamadıklarına başlamak daha kolaydır şöyle bir kaç metre öteye çekilip uzaktan bakınca hayatına.. 

"Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım" der her hüzünlü mektup başlarken vedaya..Vedaya gerek yok, yakında ya da uzaklarda, buluşuruz yine arada..Hele bir düşüneyim, kendimden gideyim, kendime döneyim, kendimi özleyeyim biraz, özleteyim de kendimi, görüşürüz yine arada..Belki bir şarkının her sesinde, belki bir sahil meyhanesinde... 

14 Haziran 2017 Çarşamba

Geçiyor, Çok Hızlı Geçiyor Zaman



Buralarda saatten çok, hatta hava durumundan da çok insan zamanın geçtiğini meyvelerden, sebzelerden anlıyor, enginarı takip ediyor, çileğin azalması, karpuzun bollaşmasından anlıyor mevsimin artık gerçekten de değiştiğini..Bir de çiçeklerden.. Her şey başladığında burada, o bildik mini mini kır papatyalarının arasında öbek öbek de bu kocaman, aslında bahçelerde görmeye alıştığımız bu papatyalara rastlardık yürüyüşlerimizde..Sonra, birden ortadan yok oluşlarıyla, yerlerini eflatun çiçekli, çalı benzeri bir türe bıraktılar..Sahnedeki yerini sırası gelen bir sonraki arkadaşına devredip, o zarif adımları ve seyircisinden de çok sanatına saygısı ile başını eğerek verdiği selamı ile perdenin arkasına çekiliveren bir balerin gibi.. Şimdi, onlar da eksiliyorlar yol kenarlarından günden güne, zakkumlar, hatmiler yukarı dallarda coşarken, altlar daha çok sararmış otlara ve mor çiçekli dikenlere kalmaya başladı..Zaman hızlı geçiyor, hele de saat kullanmayınca çook daha hızlı..    

12 Haziran 2017 Pazartesi

Dolabımın İçi, Canımın İçi..



En sevdiğim iştir aslında dolapların o görünmeyen raflarını, çekmecelerini düzenlemek..Bazen benden başka hiç ama hiç kimse görmeyecek bile olsa, severim dolap düzenini ben..Konularına göre, bazen renklerine göre, boylarına göre, her düzen bana uyar :))

Genellikle dolap içlerini severim, gözümün önünde dağınık-karışık-düzensiz bir şey görmeye dayanamadığımdan, pek "vitrin" insanı da değilimdir ama, sonunda bir "Hemnes" sahibi de biz olduk.."Şöyle mi, böyle m"i diye çeşitli versiyonlar denedikten sonra, galiba oldu ruhuma göre..Yemek masasının arkasına yerleştirince, illaki bir raf da yemek kitaplarına ayrılmalıydı, kurabiye kalıplarına, renk renk kurulama bezlerine ama sadece en şık, en vitrinlik olanlarına ."Her şey ıslak kalsın" dedirtecek kadar süslü, kullanmaya kıyılamayacak kadar afili..

Bu arada bir çekmece mutfak önlüklerine, bir çekmece masa örtülerine, ama mutlaka bir çekmece de artık kendimizden başka her bir şeye bağladığımız şarj kablolarına.Bilgisayarda folder, evde çekmece..Seviyorum ben düzenleme işlerini..Ya siz?

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Biraz Mola


Bir süre sesim çıkmazsa, beni facebook sayfamdan takip edebilirsiniz..Şarj edeyim kendimi, kötü elektriğimi atıp, iyisi ile döneyim yine aranıza.. Görüşmek üzere..

https://www.facebook.com/Hasmavi-935645956461504/


28 Mart 2017 Salı

Tertemiz


Bu aralar elim hep temizlik bezlerine gidiyor, renk renk kurulama bezi, mutfak havlusu, tığ işi el bezleri, kenarları oyalanmış, fistolanmış  havlular, bezler, silmeye, parlatmaya, ağartmaya yarayan her şey..Hamarat olmadım hiç ben, kısıtlı her zamanımı bir yerlere ovalamaktansa okumaya, üretmeye, sevdiklerime ayırmaya gayret ederim hep..Ama ya bu aralar üzerimdeki bu arınma hali? Siz de kirlenmiş, eskimiş, pörsümüş hissediyor musunuz kendinizi? Modern hayatın üzerimize sinen o egzoz kokusu, bacaların kustuğu kara dumanlar üzerinize yapışmış, hatta denize sızan mazota bulanmış bir martı gibi kanatlarınızı taşıyamaz, ayaklarınızı hareket ettiremez hale geldiğinizi hissetmiyor musunuz?


Galiba kirlettiğimiz doğa, yitirdiğimiz insanlık, her gün kendimizden, ruhumuzdan kaybettiğimiz bir şey öyle üst üste geldi ki, kirliyiz artık..O pembe-beyaz, süt kokulu bebekler olarak kalamadık işte..Dahil olduğumuz kötülükler, yanından bakarak sadece bakmakla ve üzülmekle yetinerek geçip gittiğimiz lağım çukurları, evimize kadar sinmesin diye camı-pencereyi kapattığımız o insanı tıkayan, gri, ağır bulut artık üzerimizden akıyor sanki..Nasıl temizleneceğiz hep birlikte, nasıl döneceğiz ilk halimize, nasıl olacak bu işler? Galiba kendini, ruhunu, çağını temizleme telaşı içimdeki bu temizlik merakı..

Tamam, biraz daha mutfak havlusu..En emicisinden, kenarları en dantellisinden, en mis kokulusundan? Peki kaç havlu temizleyecek hepimizi? Ya da hala temizlenme umudu var mı iliklerimize işlemiş, terimizden fışkıran bu kötülüğümüzün, tüketen, eriten, yiyip bitirmekten başkasına meyletmeyen bu aç gözlü nefsimizin? Bir gece aniden hepimiz yok oluversek bu dünyadan sahte oyunumuzun sadece kendimize kazandıran kuralları ile birlikte, yeni, tertemiz bir insanlık doldurur mu yerimizi ertesi sabah?   

7 Ocak 2017 Cumartesi

Hep Beyaz, Bembeyaz



Her yer beyazlara büründü..Grip mikroplarını öldürecek, şehri saran o inşaat, hafriyat yığınları örtecek, kamyonların aşındırdığı yollardaki çukurları kamufle edecek..Gökten yağan o pamuk şekerleri, acıları, umutsuzlukları örtecek kar topu oynamaya dışları çıktığımız o yarım saat..Ortaokul yıllarımdaki o uzuuun, kar tatili üzerine eklendikçe uzayan o sömestr tatiline götürecek beni..Babamın sabah erkenden yaktığı sobanın kokusu ile verdiği okul tatili müjdesi birbirine karışacak, damağımda limonlu ıhlamur tadı bırakacak..

Kar eriyip, eskisinden daha kara, daha balçık, daha kötü bir çamura yerini bırakana kadar çocuk olma hakkımızı kullanacağız, oyun oynama, sınırsızca salep içme, saymadan kestane yeme, korkmadan haberleri seyretme.. Camın önünde geçen zamanlar dışında biraz da masa başında..Eski ahşap karabiber değirmenine, tam da sokağa uygun bir beyaz elbise giydirme, boyama, süsleme..Kar bitse, kimse üşümese, kimse ne yakacağını, nasıl yakacağını, nasıl ısınacağını düşünmesi, ama hep beyaz olsa, hep bembeyaz..



25 Kasım 2016 Cuma

Yeni Yıl, Paylaşınca Güzel...


Yeni yıl demek, gülen yüzler, ışıltılı hediye paketleri ve sevinç demek değil mi? Ama sadece insanın kendi çevresinde değil, elinin uzanabildiği her yerde olmalı ışığı, sizin evden taa başka şehirlere belki de..

İşte sevgili Tülin'in bir etkinliği daha..Haydi, gönlümüzden kopan minik hatıralar, sizin için bir ışık ama onların gönüllerini aydınlatacak..Tüm dostları bekliyoruz aramıza..Linkten tüm bilgiye ulaşabilirsiniz..

http://bulutgolgesi.blogspot.com.tr/2016/11/yeni-ylda-benimle-birlikte-kalpleri.html

3 Kasım 2016 Perşembe

Nerede Kalmıştık?



Biraz insansız kalmak istedik, biraz sessiz, dilsiz değilse de kelimesiz..Nefes alamaz olmuştuk, biraz oksijen istedik..Hiç tanımadığımız insanlardan sıcaklık, hiç görmediklerimizden yakınlık..Falan hocayla filan doktorun tavsiyelerini dinlemeden yemek, içmek, uykumuz gelince uyuyup, bitince uyanmak..Uyanık her anımızı kalp çarpıntısı ile geçirmeden, şu kalbimiz biraz da uçan kuş, kokan mandalina, dalgalanan deniz, esen rüzgar için atsın istedik..Sonunda gittik..Hepsini, hatta daha fazlasını yaptık..Biraz daha, biraz daha derken, yazı kapattık, sonbaharı bu sene pas geçtik ve İstanbul kışına öyle başladık..

Merhaba..Nerede kalmıştık? 

15 Temmuz 2016 Cuma

Siz Ne İçin Mutfaktasınız?



Hamur işlerini yapmaya da yemeye de pek meraklı olmayan bir annenin, ortaokuldan itibaren mutfaktan çıkmayan kızı olarak büyüdüm ben..Su böreği ile başladım ki, ne kadar su böreği denirse işte..Teknikler falan tamam da, hamurun kalınlığı konusunda bir şey diyemeyeceğim..Yazlıkta domates soslu bir şeylerin üstünde balkon masasındaki fesleğenlerden doğrayarak devam ettirdim merakımı..Mutfakta olmak, kendimi, sınırlarımı, yeteneklerimi sınamaktı o zamanlar..

Gittiğim evlerden, akraba ziyaretlerinden elimde tariflerle döndüm hep annemin tersine ve babamın her gün tüm köşe yazarlarını okuduğu o 5 gazetenin (evet, eskiden gazetelerin köşe yazarları farklı farklı şeyler yazarlardı, her birini okurduk ayrı ayrı o zamanlar) ben de tüm yemek köşelerini hatmederdim (Ergun Köknar vardı, tariflerine bayılırdım)..Ama annemin derslerime mani olacak korkusuyla çok da gönüllü misafir etmediği mutfağında zorla, inatla, sabırla bir yer elde edişimin asıl sebebini biliyorum, benim büyük ağabeyim de çok güzel yemek yapardı, ekmek dolması, incir tatlısı gibi Ege yemeklerini ilk babamın elinden tatmıştım..Ve o, her yılbaşı evde hazırladığımız açık büfenin tüm kanepe çeşitlerine benim okuldan dönüşümü beklemeden asla ama asla başlamazdı.Mutfakta olmak, insanın içinde zorda kalırsa her şeyi başarabilecek bir yaşam enerjisi olduğunu fark etmekti o zamanlar..    



Çalışma hayatım da, eenn yoğun çalışan iş kadının da dolabında hep bir kaç çeşit yemeğinin olabileceğini, 15 dakikada kurabiye, 30 dak. da kek pişirerek çat kapı gelen herkesi ağırlayabileceğini ispatla geçti..Mutfakta olmak, faiz, kredi, süreç, prosedür değil sadece, kadın olmanın da altından kalkabilmekti o zamanlar..

Ve şimdi, vaktimin eskisine göre çook bol olduğu bu dönemimde yine mutfaktayım severek, bayılarak, zevkten kendimden geçerek..Bu sefer her mutfağa girişim, şu an yanımda olmayan annemle bir olduğumu hissetmek..Babamın, küçük kızını hayatta her şey için cesaretlendiren kahramanımın,  ilk yaptığım keklerden olan "ebruli keki", hem tadı hem de görünüşünü alkışlayıp, dilim üstüne dilim yerken ki o övgü sözleri kulağımda..Annemle Babamın seyahatlerde oldukları günlerde bize anneminkilerden de güzel çeşit çeşit yemekler yapıp sofralar kuran ağabeyimle "yemeği hangimiz yapacak" kavgamız hala gözlerimin önünde..Yazlıkta küçük ağabeyimle baş başa kaldığımız o bir kaç gün ocağın üstünde yaptığımız o beyaz peynirli tostların kokusu burun direğimi sızlatıyor hatırladıkça.. Ve galiba, insan hayatının her döneminde başka bir şey için mutfakta..Benim mutfaktaki bu dönemim, çocukluğuma bir selam, yaşanmış yıllarımın bir özeti ve yaşayamadığımız daha nice mutfak-yemek hatırasına bir özlem..Siz ne için mutfaktasınız bu aralar?



Ben zeytinli poğaça için mutfaktaydım, bayıldığım o mayalı ve kuru poğaçalardan birini yapıp çayın yanında dişlerken, ve bu arada Ramazan'dan kalma demirhindi ile son bir defa yaptığım şerbetin soğumasını beklerken, "geldik, gidiyoruz, ama yaşadık işte bir şeyler çok şükür" derken mutfaktaydım..Yaş ilerledikçe biraz da şükretmek için mi giriyorum mutfağa yoksa? 




6 su bardağı Un     
1 çay bardağı Sıvı yağ     
1 su bardağı Yoğurt     
80 gr.Eritilmiş Margarin     
1 çorba kaşığı Instant Maya     
1,5 tatlı kaşığı Toz Şeker     
1 çay bardağı Ilık Süt    
İçi: 250 gr.Çekirdeksiz Siyah Zeytin
Üzeri: 1 Yumurta Sarısı

Tüm hamur malzemesi yoğurularak oda sıcaklığında üzeri kapalı şekilde 25 dak. bekletilir. Hamur tekrar yoğurularak ceviz büyüklüğünde parçalar koparılır. Her biri çay tabağı büyüklüğünde elle açılıp, içlerine 3-4 zeytin yerleştirilerek kapatılır. Yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizilerek , oda sıcaklığında 45 dak. daha bekletilir. Üzerlerine yumurta sarısı sürülerek 200 C fırında 20 dak. pişirilir.

Afiyet Olsun..Bu hafta sonu da mutfağa girmek için hep çok güzel sebepleriniz olsun..

5 Temmuz 2016 Salı

İyi Bayramlar



Sakinliği ile, sessizliği ile, serinliği ile bize bayram ettiren bir İstanbul'dan mutlu bayramlar herkese..Ağzınızın tadı hiç bozulmasın, her gününüz bayram olsun..

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kokulu Post


Sabun kokusunu severim ben, en çok da beyaz sabun kokusunu..Temizlik kokusudur benim için..Çamaşır suyuna gönülden bir bağlılığım olduğu doğrudur ama, ille de beyaz sabun..



Sonra baharatların da en kokulularını severim en çok..Safran gibi renk verenlerini de eksik etmem evden ama, kekik, nane, fesleğen başkadır her zaman..


Deniz kenarından toplanmış taşlara, midye kabuklarına, deniz yıldızlarına sinen o yosun, o iyot kokusuna da hayranım tertemiz havluların o hafif deterjan kokusuna olduğu kadar..Evdeki kek-kurabiye kokusu, yağda kavrulan sarımsağın kokusu..Yuvanın kokusudur benim için..Haa bir de biber dolmasının kokusu..Mum kokusu ise, hep de tam ders çalışmaya başlayacağım akşamüstü saatlerinde elektriklerin kesildiği, sobanın kül kokusunun annemin mutfakta yemek için erittiği yağın kokusuna karıştığı çocukluğumun kokusudur benim..  Ben bir koku-severim galiba, hem de bazen anılarını görüntüleriyle, sesleriyle değil kokuları ile hafızasına kazıyacak kadar..

14 Ocak 2016 Perşembe

Kış Keyifleri


Bu kışı keyifli geçirme gayretlerimin içinde küçük küçük ama benim için özel öyle çok şey var ki..Mesela dikmeye çalıştığım bebeklerim, dilinden anlamaya çalıştığım dikiş makinem..Geçen yıl aldığım kitabımla hayatıma giren patchwork altıgenlerim..Unutmamak adına elimden bırakmadığım Hardanger örtülerim, işlerimi başladığı gibi hızla bitiveren kalın kalın penye tığ ipliklerim..Evden eksik etmediğim renk renk kasımpatılarım..Yine kurabiyelerim, yine keklerim..

Bu yıl evde boza da mayaladım, öyle kolay ve öyle bereketli ki, bir çay bardağı hazır bozayı evdeki bulgura kattığınızda ortaya çıkan o ev yapımı lezzet, taze taze kavurulmuş, sıcak leblebilerin yanında bir içecekten çok muhallebi gibi.. Belki kar da gelir yine bu kış bitmeden, ve tamam olunca bu kışın tüm keyifleri, doyunca tüm zevklerine iyice, hazır oluruz bahara, yeniden yeşermek, yeniden çiçek açmak için bir defa daha.. 

12 Ocak 2016 Salı

Yok



Güzel bir post yok bugün buralarda..Lodos var, kara bulutlar var, soğuk var, bunaltıcı bir de sıcak var, tedirginlik, korku, üzüntü, yas var.."ne olacak böyle?" "nereye kadar?", "neden?" "daha ne kadar?" soruları var kafalarımızda..Sıkıntı var, acı var, bezginlik var..Huzur yok yine.. 

22 Aralık 2015 Salı

Seçimlerin Sonucu


Hep sorguladığım, hep kendi kararlarımı kendi kendime vermekte direndiğim, "mahalle baskısı"na, "sürünün gittiği yön"e, "olması gereken"e, "olduğu kadar"a, "herkes yapıyor"a, "kimse yapmıyor"a aldırmadan yaşadığım bir hayatım oldu..Ailem böyle yetiştirdi, kader de yardım etti, bazen şansım yaver gitti, bazen dileklerim kabul oldu, oldu işte her neyse ve ben hep "ben" oldum, hep "ben" kaldım..Acı çektiğimde bile pişman olmadım beni ben yapan seçimlerimden, beni daha çok ben yaptıkları için şükrettim..

İşte bugün, sonsuz sayıda seçenek varken önümde aslında farkında olsun ya da olmasın her insanın olduğu gibi, bir kandil günü içinde mahlep kokuları ve o esmer sevecen adam olan sıcak bir evi seçtiğim için şükrettim bir defa daha..Kandil simidi yapabilecek kadar tutan elim-kolum, yiyebilecek kadar sağlığım, malzemeleri alabilecek kadar gelirim için de..Gerisi, seçim bizlere kalmış olsa da yine de, gerisi önemli mi zaten? 

Herkese iyi kandiller diliyorum, bu gece dua edecek ve şükredecek o kadar çok şey var ki..

Bu arada, yine de konudan çok uzaklaşmayalım, "jingle bells, jingle bells, jingle all the way"... 


13 Kasım 2015 Cuma

Kısa


Kısa olsun bu seferki..Bu aralar kendimi dikiş makinasının başından ayıramıyorum,bir merak, bir heves, bu bebekler her şeyin önüne geçiverdi..Tığı elime alsam bırakıyorum, kurdelelere bakıyorum, gönlüm çekmiyor işlemeyi, biraz Hardanger? hala emin değilim başlayıp başlamamaya..Hobi odamdayım bu aralar ben, sizleri de odamın kapısı ile baş başa bırakıp gidiyorum yine, güzel bir hafta sonu dileyerek herkese..





12 Kasım 2015 Perşembe

Yanlış Taraf


Bazen bakıyorum ki çoğunluğun tersine gidiyorum. Pek çok tanıdığımdan daha farklı algılıyorum hayatı.. Amaçlarım, önceliklerim, vazgeçebileceklerim ve geçemeyeceklerim epeyce farklı kitlelerden..

"Aynı sistemin yetiştirdiği insanların birbirine benzemesinden daha doğal ne olabilir ki" diyordu bir kitapta bir yazar, ondandır belli ki yığınların bu kadar birlikte ve aynı yöne hareket etmesi..Ben mi? Ben çok akıllı olduğumdan değil elbette farklılığım..Zaten zeki olduğumu söylerse de insanlar bazen, hiç de akıllı bulmam ben kendimi..Önceliği kendi çıkarlarıma verecek kadar aklım olmadı hiç benim, aklımın bu boşluğunu hep vicdanımla doldurdum, aklımın azlığını farkettikçe duygulara sarıldım..

Bir tüketici olarak bizden bekleneni yapmakta pek hevesli değilizdir biz eşimle, bir modern çağ insanı olarak maddi konular çok da ilgimizi çekmez, "alma"lı, "satma"lı cümleler kullanmayız pek gün içinde "yapma"lı, "okuma"lı, "öğrenme"lidir fiillerimiz genellikle..Evin içinde sıklıkla gezinerek, sahip olduklarımızın sayısını daha da azaltmaya yönelik dolap düzenleme çalışmalarının sonunda hep "her şeyin aslında hemen şimdi vazgeçilebilecek kadar değersiz" olduğunu farkederiz. "saklama"lı, "sahip olma"lı heveslerimizin yerine "verme"li, "paylaşma"lı, "hediye etme"li heyecanlar koymaya çalışıyoruz geçen yıllarla birlikte hala ve hala..   

Sonuçta galiba, hayatın çok da kalabalık olmayan bir tarafındayız, "yanlış tarafında olmamak için yalnız tarafında.." Ama yalnız mıyız gerçekten? 

Hiç olur mu? Siz varsınız ya bu duyguları benimle paylaşan, üretmenin anlamını bilen, üreteni güzel sözlerle cesaretlendirmekten anlayan, duygularını olanca çıplaklığı ile paylaşanı yalnız bırakmamayı düşünebilen...Birlikte dertlere deva olmaya koştuklarımız, birlikte birbirimize iyi dileklerimizi, dualarımızı gönderdiklerimiz, eli elimize değmeden telefon hatlarından/modem kablolarından anlaştıklarımız, gülüştüklerimiz, söyleştiklerimiz..Hayatlarımız kendimiz ve duygularımızla bu denli doluyken, cüzdanları ve mallarının kalabalığı arasında, bu kalabalığı günden güne artırabilmek uğruna günden güne daha da insansızlaşan yapayalnızlardan daha kalabalık değil miyiz her birimiz?  


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...