24 Ekim 2014 Cuma

Kim?


Biz şanslı çocuklardık hayatı oyunlarla öğrendik, kendimizi oyunlarla tanıdık..Yarıştığımız sadece kendimizdik, zaman değildi o yıllarda..

Çamurdan kale yaparken yazın kumdan kaleleri gibi, hastalıklarla savaşmayı öğrendi küçük bedenlerimiz. Camcının bıraktığı macun parçasından pişirdiğimiz ekmekçiklerimizi gazoz kapağından tabaklarımızla ikram ederken, karın doyurmanın o kadar da zor olmadığını öğrendik, zalime kulluk etmedikten sonra..

Düştük, kalktık, eve koşup üzerine oksijenli su döktüğümüz yaramızı kendimiz sararken kapının arkasında, insanın yarasını kendisinden başkasının saramayacağını öğrendik. Ağlamadık, dik durduk, sonrası da hep böyle geldi zaten..

Acıktık, bir dilim ekmeğin üzerine biraz Sana, biraz toz şeker, ya da daha güzeli tuzlu tuzlu bir kaşık salça, elimizde ekmeğimiz koşarak döndük oyun alanlarına..O küçük ekmek dilimini kim bilir kaç parçaya böldük mahalledeki çocuklarla paylaşıp yiyebilmek için, birbirimizin burunlarındaki salça izlerine bakıp güldük ve ekmekten çok paylaşmanın insanı doyurduğunu öğrendik..

Mahallenin her teyzesi için bakkala giden çocuklardık biz, oyun arasında terlediğimizde içtiğimiz bir bardak su karşılığında ve o teyzeler oyunların kurallarından oyuna dalıp üzerimizden çıkardığımız hırkamıza kadar herşeye karışma hakkına sahiptiler. O zaman öğrendik sevmek için sahip olmaya, korumak için aynı evde yaşamaya gerek olmadığını.. 

Biz, dizlerinde yara kabukları ile büyüyen çocuklar, hep o nasırların üzerinden doğruluyoruz büyüdüğümüzde de her seferinde. Peki, çocukken düşmesine fırsat vermediğimiz o çocuklar ayağa nasıl kalkacak? “Alma”yı pek de iyi öğrenmiş bir nesile, “verme”yi kim öğretecek? Bilgisayarda oynarken elleri kirlenmeyen, bir hizmetli ordusu ile gözünü dünyaya açmış bu çocuklar için "emek" eski bir sinema adı olarak mı kalacak sadece? Sevmeyi az, saymayı biraz, korumayı eksik, paylaşmayı sadece mecbur kalırsa bilen pırıl pırıl çocuklar bir gün bize "neden" diye sorarlarsa, neden onları dünyaya hiç hazırlamadan büyüttüğümüzün cevabını kim verecek?  

23 Ekim 2014 Perşembe

Mısır Ekmeği


Selam dostlar, bugün neler pişirdiniz? Yazdan kalma bir günü yaşarken mutfaklarda durabildinizse tabii..

Sağlık açısından biraz Akdeniz tarzı beslenmeye çalışıyoruz, ağırlık kırmızı etten çok balıkta olunca, yanında mısır ekmeği de süper oluyor..Dışarıdaki mısır ekmekleri biraz kuru geliyor ama bana, kek gibi yumuşaklarını seviyorum ben..Zaten az ekmek yiyoruz, yedik mi tam olsun istiyoruz galiba:)) 

Sıcacık, fırından yeni çıkan bir mısır ekmeğini yemek için, üzerine biraz da tereyağı sürerseniz, balığa gerek yok aslında ama, tutuyoruz işte kendimizi biz olabildiğince..Yalnız uyarmadı demeyin, dikkat, 1 dilim asla yetmiyor :)).

5 su bardağı Mısır Unu     
2 su bardağı Süt     
2 çorba kaşığı Toz şeker     
1 pk.Instant Maya     
1 Yumurta     
50 gr.Margarin     
Tuz

Bir kapta mısır unu, ılık süt, şeker, maya, yumurta, küp küp kesilmiş margarin ve tuz yoğurulur. Yağlanmış bir kalıba bastırılarak yerleştirilir. Oda sıcaklığında 40 dak. Bekletilir. Üzerine biraz sıvı yağ gezdirilerek 175 C fırında 35 dak. Pişirilir.    

Afiyet Olsun. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...