dekorasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dekorasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2015 Çarşamba

Mavi Köşeden


Güzel bir İstanbul akşamından merhaba herkese..Tarçınla, karanfille demlenmiş çayımı önüme çektim ve içeriden bizimkinin gitar nağmeleri süzülüp gelirken, ben de sizlere merhaba demek istedim.


Toprak tonlarındaki bizim evin en mavi, masmavi, hasmavi odasına, hobi odama bu aralar biraz daha mavi ekledim. Koltuğun üzerine örttüğüm yazdan kalma bir peştamal ile, bu aralar elimdekileri işlerken, şezlonga uzanmışım gibi, az öteden denizin kokusu ve dalgaların şıpırtısı geliyormuş gibi, hiiç acelem yokmuş gibi oturuyorum. Sıklıkla hayallere dalarken, eskileri düşünürken buluyorum kendimi ama, elimdeki işleri de ağır aksak da olsa ilerletiyorum işte.. 

Bu akşamki, kısa bir "merhaba" olsun, herkesin akşamı keyif dolu geçsin..


8 Kasım 2015 Pazar

Küçük Sığınaklar


Bizim ev pek kalabalık değil, biliyorsunuz. Öyle olunca, salonda televizyon karşısında bir şeyler işlemek mümkün. Mutfakta radyo dinleyerek sebze ayıklamak, öğle üzerleri yatak odasında uzanarak kitap okumak..


Hatta misafirler için yarı boş olarak bekletmeyi reddettiğimizden kendimiz için birer hobi odasına dönüştürdüğümüz odalarımızda oturmak belki de en iyi fikir. Ama insan yine de başka bir yerler istiyor..Dünyadan ve her şeyden kaçabileceği, oradayken sanki evin dışındaymış gibi sessiz ve sakin kalabileceği, ama evin içindeymiş gibi sadece istediği seslere kulak verebileceği..İşte bizim kapalı balkonumuz da bu amaçla döşendi, bu amaçla düşünüldü her şeyi..

Sabahları kahve köşesi aslında, bir de önemli durumlarda fikir paylaşımı, konuşma, danışma, analiz etme vs..Toplantı odası yani,  Banka alışkanlıkları kolay bırakılmıyor:)) 

Akşam saatlerinde müzik dinlerken, masadaki tavana ışık veren abajur sayesinde bir tür müzikhole dönüşürken, daha çok internette gezenin evdekiyle de iletişimini koparmaması açısından hem evde, hem değil, hem orada, hem orada değil bir yer oluveriyor.

Öğleden sonraları, hele de kış güneşi vururken jaluzilerin arasından çizgi çizgi, okumak, kitaptan çok eski günlükleri, notları, not edilmiş dizeleri, özlü sözleri gözden geçirip ne kadar da değiştiğine şaşırırken zamanla, ne kadar da aynı kaldığına insanın 7'sinden 70'ine, hem bu zamanda hem geçmişte, hani bir adım atıverse şöyle gelecekte, bir yerde ama çok başka bir yerde hissedebilmek için kendimizi..Ben evim, odam, koltuğum, her neresi olursa olsun, küçük sığınakları olması gerektiğine inanırım insanın, istediğinde saklanacağı, içinde kaybolacağı, istediğinde şöyle bir derin nefes alıp, gücünü toplayıp tekrar dik durarak hayata karşı kapısından şöyle bütün heybetiyle görünüvereceği..Küçük sığınakları olduğunu bilmesi insanın güç verir diye düşünürüm hep, küçük sığınaklarına insanların saygı göstermesi, sevgi gösterilmesi anlamı taşır benim için..Küçük sığınakları severim ben..



25 Eylül 2015 Cuma

Yeni Mevsime Yeni Mutfak


Toprak tonları, pasteller, sakin ve dingin tonlamalar tamam ama, bazen de renk ister oluyorum.. Renklerin en yakıştığı yer olan baharatlıklarda tatmin ediyorum galiba ruhumun renksever o küçük kız çocuğu tarafını..

İnternetten bulup bastığım etiketlerin üzerlerine yazarak yeniledim bu sefer kavanozları..Bir de tam konsepte uygun bu plastik raf fırfırlarına rastlamaz mıyım? Sadece bir kaç rafını yenilemek bile yepyeni yapıveriyor mutfağı, yeni renkler, yeni heyecanlar, yeniden mutfağa girme isteği.. 


Yemek pişirmenin en zevkli kısmıdır zaten baharatları ekleme, tadına bakıp biraz daha tatlı, az biraz tuzlu, hafif ekşimsi derken herkesin evinde pişen o bilindik yemeğe sadece sizin evin damak zevkine uygun tatlar katarak o yemeği başka bir yemek haline getirivermek..Bizim baharatlık da böyle oldu işte, aynı bu sebeple, bu dokunuşlarla, bu şekilde.. 


Yıllar içinde baharatları azar azar almayı öğrendiğimden beri derli toplu durur baharatlığım. 25 gr. ondan, 50 gr. bundan, bir tutam da şundan diye kuyumcuya çevirsem de aktarları, bayatlamazlar, kabından taşmazlar, üzmezler beni baharatlarım..

Dün bayramlaşmıştık ama, buraya ancak bugün uğrama fırsatı bulanlarla tekrar bayramlaşmak isterim, tatlı, mis kokulu, baharat tadında geçsin bayramınız size özel ve hep en sevdiklerinizle birlikte..İyi bayramlar


28 Temmuz 2015 Salı

Güz Gülleri


Biliyorsunuz, güz çocuğuyum ben, sonbahar aşkımdır. Yazla pek aram yoktur zaten ama, işte hava güzel, deniz güzel vs. diye avuturum bu aylarda kendimi. Ama şu ter meselesi yok mu? Şu günlere kadar idare edip gidiyorduk da, son günlerde bu ter olayı beni kendimden, üzerime geçirmem gereken her tür kumaştan, üzerine oturduğum her şeyden nefret ettirdi. Çok titiz, çok temiz olduğum söylenemez ama, Başak burcunun tüm hijyen merakını bünyesinde barındıran benim gibi sabun-deodorant ve çamaşır suyu hayranı birisi için ter, mümkün olsa insanın kendi bünyesini terk edip gitmesine sebep olabilecek kadar vahim bir durum. 


Özledim yani kendi mevsimimi artık, terlemeden evin içinde yaşamayı, mutfağa kapanıp saatlerce çıkmamayı, ocağın her gözünde ayrı bir şey kaynatıp-pişirip terlememeyi..Güze çağrı olsun diye, sesimi duyup koşup gelsin diye galiba dolap düzeltmelerine vurdum kendimi biraz da, e Başak dedik ya? Boşuna mı?


Konularına göre, boylarına göre, kullanım sıklıklarına göre sınıflandırıp kavanozları, internetten bulduğum  "personel use only" şu caanım etiketleri de ozalitçide sticker olarak bastırıp işe giriştim. Yıkanıp paklanan, boşalıp boşalıp baştan dolan kavanozlarımın birer de şık boneleri oldu yine en güllüsünden.  




Sonra? Sonra raflar düzenlendi, güz gülleri sardı erzak raflarını..Ama gelmedi..Güz henüz sesimi duyup gelmedi..Ben bu seneki tuzlu su hakkımı devretmeye hazırım sonraki yıla, biraz bulut, az yağmur, biraz hazan yaprağı? Yoksa o güne kadar tüm dolapları indirip baştan dizeceğim, askerdeki yavuklusunu bekleyen gelinlik kızlar gibi her rafta başka hayaller, başka ümitlerle..

Yoksa bu erzak rafı olayını hiç de dert etmeyenler daha mı şanslı? Peki etiketlenmemiş bir kavanoz, deterjanla köpük köpük silinmemiş bir raf , fiyonklanmamış bir kurdele yerine nasıl bir iz bırakabilir ki insan yürüdükçe ardında sedef parlaklığında bir sümük de bırakamıyorsa -yani henüz :))- şu hayatta? 



7 Ocak 2015 Çarşamba

Bolca Yastık


Kıymetlilerim bunlar benim..Vazgeçemediklerim. Dekorasyon deyince ilk aklıma gelenlerim..Bir şeyler dikmek için kumaş bakarken ilk hatırladıklarım, bir şey işlemek için elime renkli iplikleri her alışımda içimden ilk hecelediklerim..Yastıklarım..


Daha önce de anlatmıştım, aslında çok sırtımı yastıklarla besleyerek oturmayı seven birisi değilimdir. Ya masa başıdır benim olayım, ya ayakta hareket halinde.. 

Ama ne zaman bir mağazaya girsem tüm yastıkları incelerim, bloglardaki yastıkları içime çeker, netteki yastık fotoğraflarından öyle çok ilham alırım ki..

Aslında genellikle öyle galiba bu sevimli ve şık aksesuarlar genellikle koltuklarda kapladıkları yerin aksine, ne zaman oturulsa oraya, kenara köşeye ittiriliverirler. Bundan çok da farklı bir şey görmedim gittiğim evlerde ama, bu aksesuardan kolaylıkla vazgeçene de çok rastlamadım. Erkeklerin tersine fonksiyonellikten, kullanışlılıktan çok tarzı, süsü, görünüşü sevmekten midir ki kadınlarda bu objeye bu merak? Fıtrat farkı (!) hani:))

O yüzden bu fotoğraflarda öyle heybetle, kendine güvenle koltuğa yayılışlarına bakmayın siz bizimkilerin de, günün sonunu kim bilir nerelere savrulmuş getirirler de, ancak tekrar eski düzene kavuşmaları için el ayak çekilmesi gerekir ortadan.. 


Bunlar en son numaralar, taze taze..Hala karşılarına geçip onları seyrediyorum, aşkımız daha hiç eskimedi.. 


Rokoko güller..İşlemesi öyle zevklidir ki, bilenler bilir..


Hobi odamda yaz gelip de salona geçecekleri günleri bekleyenler var..O zamana kadar onları da dolaplara kaldırmaya kıyamadım, bizimle birlikteler..






Balkonun gülleri ile veda edeyim bu akşam..Karlı İstanbul'dan sevgiler, aydınlık günler herkese..

4 Aralık 2014 Perşembe

Hatıralar


Zamanla insan değişiyor, eskiden gereksiz bulduğu, güldüğü hatta o siyah beyaz fotoğrafları baş tacı ediyor..Salonda bu aile büyüklerinin eski fotoğraflarını astığımız duvardaki rafımız da bu eski fotoğraflar gibi hatıraları depoladığımız bir yer olup çıkıyor günbegün..

Yaz hatıraları, gezi hatıraları, eski evlerden kalma hatıralar, aileden kalma objeler...Göz önünde durmasını istediğimiz her şey, ilk durak olarak burada soluklanıyor..


Kendimizi tutmasak yan duvara raflar ekleyip, "hatıradır", "yazıktır", "özeldir", "güzeldir" diye buraya da dizeceğimiz elimize her geçeni de, "az çoktur" diye frenliyoruz kendimizi..Yaşanmışlığı arttıkça insanın, hatıraları da çoğalıyor ve belki de bu yüzdendir aksesuar merakından çöp evliğe geçişin ileri yaşlarda bu denli kolay oluşu..

Hatıraların çoğu kalpte saklanmalı bence yine de, yoksa başa çıkmak zor..Evdeki kalabalıkla değil, insanın kalbinde yarattıkları o titremelerle..


Herkese sevgiler İstanbul'dan..

15 Eylül 2014 Pazartesi

Dönüp Evi Süslemeye Devam



Selam arkadaşlar,

Biraz Assos, biraz Ayvalık, biraz deniz, biraz güneş ve işte güzel Eylül..İstanbul'un okullar açıldığı, yaz tatilleri sona erdiği için boşalan sokaklarında terlemeden, ama üşümeden de; acele etmeden, ama tembelliğe de kapılmadan gezme, dolaşma, şehirle bir olma, köşebaşındaki kulağı küpeli sokak köpeği kadar, yaprakları sararmaya başlayan incirler kadar, ilk yağmurlarla içine su dolup paçalarımızı ıslatacak tingirdek kaldırım taşları kadar şehirle bütünleşme zamanları.. İstanbul'da olmak güzel..Dinlenmek için deli gibi çabalayan, eğlenmek için acı çeken, birbirinin üzerinde güneşlenen, kafaları üstünde yüzen şen tatilcileri geride bırakıp, sessiz ve sakin evimize dönmek nefis..Bu sakinliği unutup tekrar hatırlamak için çıkılan tatillerden geri dönüşün ilk günleri, evin duvarlarını öpüp, halılarını okşamakla geçiyor ve hep evi süsleyip süsleyip seyredalmakla..

Sevemedim viskiyi ben, bardaklarını sevdiğim kadar. Bu gümüş zarflar da viski bardakları içindi, içlerine birer cam kahvaltılık yerleştirdiğimde, içlerinde ışıldayan mumları daha fazla sarhoş etti beni, daha fazla keyiflendirdi.

Bu gümüş bardak zarfları kendilerini bana teslim ettiler yeni hayatları için, ama ben onların üzerindeki o zamanın izlerini, o kararmış gümüş hallerini bozmak istemedim. Büfenin içinde hatırlanmayı bekledikleri o uzun günleri unutturmak istemedim onlara..Ve o günlere inat, onları yeni boyadığım mavi camlarımla birlikte fotoğraflamak istedim. 

Benim hazinelerim bunlar..Hazinelerim için yaptığınız güzel yorumlara teşekkür edemediğim zamanlar olsa da, bilmenizi isterim ki beni ziyaretiniz ve yaptıklarıma gösterdiğiniz ilgi benim için çok şey ifade ediyor. Yorumlarınızı okuyorum, gülümsüyorum, gülüyorum ve her bir yorumunuza teşekkür ediyorum. Her birine tek tek cevap veremesem de, tüm blog dostlarımı seviyorum.


Yarın görüşmek üzere, artık buradayım..

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bizim Salon


Merhaba sevgili dostlar,

İnsan eskitip, boyayıp eşyaları değiştirip dururken, arada bir de vaktini geçirdiği mekanlara da yeni bir görünüş istiyor, renklerle oynamak ve bizim üzerine çay-kahve koymaktan çok ayak uzatmak ve cicilerimi sergilemek için kullandığımız orta sehpamıza yeni bir şeyler koyup kaldırmak istiyor.

Kim bana eşyalarından sıkıldığından bahsetse, salonunu değiştirme planlarını anlatsa, önce aynı renkten bir kaç yastık, örtü, vazo, mum vs. alıp, salona serpiştirmesini öneriyorum öncelikle..Bu değişim bile, duvarları boyamaktan çok daha pratik şekilde değiştiriveriyor salonları.. 

Ya da salon içinde yemek grubu ve oturma gruplarının yerlerini değiştirmek, bazen yeni bir eve sahip olmuş gibi yapıyor insanı. Bizim evde, neredeyse tüm komşularımızın aksine salonun girişinde yemek grubu, arka tarafında oturma grubu var ki, bu arka taraf daha geniş olduğundan, daha geniş bir alandan oturma imkanı sunuyor bize..Neden herkes dar olan kısıma sığmaya çalışıp, salonun en geniş kısmını büfe-gümüşlük-masa üçlüsüne terk ediyor, bilemiyorum, ama ben seçimimden memnunum, benim için oturma bölümünde ferahlık, gümüşlüğün konforundan önemli:))



Aslında bu ferahlıkta beyaz parkelerinde önemli rolü var tabii..Hem ferahlık hissi veriyor, geniş gösteriyor, hem de koyu renk parkeler gibi üzerindeki tozu göstermediğinden, her gün süpürmek gerekmiyor. Benim için ferahlık ne kadar önemliyse, şu kısa hayatı gün boyu temizlikle geçirmemek de önemli..Hele de bizim gibi 24 saat yoğun bir trafiğin akıp gittiği ana caddeye yakınsanız, toz her tür kararınızda aklınızdan hiç çıkarmamanız gereken konulardan biri..

Aslında kim kenti neye dönüştürmeye çalışırsa çalışsın, ben seviyorum bu eski binaları, onların ağır demir radyatörlerini, kalın duvarlarını, odalar arasındaki perde blok girinti-çıkıntılarını ve "balkon keyfine fransız" olmayan geniş balkonlarını..

Keskin hatlar, düz renkler, ton-sür-ton bir hava, baktığımda gözümü karıştırmayan, kafamı dağıtmayan bir sadelik. 


Kolay toz almayı sağlayacak kadar, evin içinde dolanırken çarpıp düşürmeyecek-döküp saçmayacak kadar aksesuar..Sadece bazen eklenen renkler, bazen misafirliğe gelir gibi salona şöyle bir uğrayıp, bir kaç gün kalıp vedalaşan yeni vazolar, mumlar...

Siz ne düşünüyorsunuz? Benim gibi sadelikçilerden misiniz, yoksa renge, desene, aksesuara aşıklardan mı?

Görüşmek üzere..

Meraklısına notlar: koltuklar, sehpalar: Tepe Home, yastıklar: Koçtaş, runner: English Home, sürahi ve kapaklı kavanoz: Esse, keyif: benim, kim karışır :))

18 Haziran 2014 Çarşamba

Ortanca


Ne çok ortanca var bu sene, her yerde, açıklı koyulu pembeli, bazen mavili morlu..Sitelerin, apartmanların eskiden güneş altında, güllerle dolu bahçeleri, şehirdeki alçak katlı binalar birer gökdelene dönüştükçe gölgede kalmaya başladı ve tüm gölgeliklerden de ortancalar fışkırmaya..


Ben de sitenin bahçesinden bir tane koparıp, eve getirdim bu ilk bakışta tek bir çiçek olan ama yakından inceledikçe, aslında bir demet çiçekten oluşan bu güzel ortancalardan..

Ne evin büyüğü olabilmiş, ne de küçüğü olup nazlanabilmiş ortanca kardeşlere hep içim sızlar benim, ortancaya olan şefkatim de belki bundandır, belki de hep gölgeye kaçıp, orada mahcup, sessiz, başı öne eğik duruşundan..


17 Haziran 2014 Salı

Denizden Gelen


Her yıl deniz kenarından ufak tefek bir şeyler taşıyoruz eve...Bazen kahverengi taşlar, mesela Assos'tan..


Bazen beyaz, mermer gibi damarlı taşlar, Anzac Koyu'ndan..


Üzerleri de cilalandı mı, suyun içinde oldukları gibi hep öyle parlak kalıyorlar...


Ve tahta parçaları, denizin yuvarlak hatlar kazandırdığı, soluk renkli, tuz kokan, deniz kokan tahta parçaları...Bir yerlerde süslemede kullanırım, çerçeve yağarım, pano yaparım diye topladığım ama bu halleri ile bile birer sanat eseri gibi duran tahta parçaları...Denizin eserleri...

Sahilde dolaşırken boş durmayın, denizden bir şey getirmeyi unutmayın yanınızda...


20 Mart 2014 Perşembe

Ev ve Evi Ev Yapanlar




İnsan çalışırken anlıyor ki, evden ve içindeki eşyalardan daha değerlisi, evde geçirilen zamanlar..Ev işlerini yetiştirme telaşı olmadan, evde kalıp usta beklemeden, hasta olup yatmadan, sadece ve sadece evde geçirilen zamanlar..



Sonra, bir gün evde daha fazla zaman geçirebilmeye başlayınca insan anlıyor ki, evde geçirilen zamanlardan daha da değerlisi, paylaşılan anlar..Üreterek, sevgi ile, huzur ile, sakin ve telaşsız.. 



Sessiz, sakin, öylesine geçiverirken günler ve kovalarken birbirini aylar, yıllar, anlıyorsunuz ki, o zamana attığınız her bir çentik, bir gülüş, bir kahkaha, bir zevkli dokunuş, bir özenli davranış, bir renk armonisi, bir estetik çaba bir anda farklı kılıveririyor hayatınızı..


 

Her sabah, işe gidermiş gibi özenle giyinip kuşanıp, misafir gelecekmiş gibi evi süsleyip, ilk yemeğinizmiş gibi en iyi örtüler ve süslenmiş yemeklerle sofralar kurup hayata tam ortasından asılmakla anlam kazanıyor evde geçen o uzun zamanlar..Tabii bir de o özenleri, o süsleri sizinle paylaşanlarla..Yoksa ev de, evin içindeki eşyalar da, evde geçirilen zamanlar da, herkesinkinden farksız, soluk, anlamsız ve ruhsuz..İlle de içindeki nefesler.. 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...