3 Ocak 2014 Cuma

Fondaki Müzik


Bazen her yer çok sessiz geliyor...Aynı filmlerdeki gibi fonda bir müzik bekliyor insan, şöyle bir kulak kabartıyor. Duyamazsa? Duyamazsa da dert değil, hemen başlıyorum ben içimden mırıldanmaya, sözlerini biliyorsam o kötü sesimle kendime bildiğim-bilmediğim en güzel şarkıları söylemeye... Şu iskelenin ardındaki birazdan yağacak yağmuru getirecek gri bulutlara bakıyorum, başlıyorum "meelancolieee"

Fonda müzik olmalı, olmadan olmuyor...Sabahları tam da yataktan doğrulurken, göz kapakları ile savaş verirken uyanabilmek için  Barış Manço seslenmeli "bugün bayram, erken kalkın çocuklar"..Sağlıkla uyandığımız her gün bayram değil mi zaten? 

Sonra, dönüp bakıyorsun sevdiğine, o sabah da seninle uyandığına için minnettar seyrederken yüzünü, kapalı göz kapaklarını, müzik başlamalı tekrar, "you wake up, suddenly you're in loveee"..Ve "çay"la başlayan o günlük işlere koyulurken "aaahhh, bu hayaat çekilmez, sevdan olmasaaa"...

Doktor randevularında "hastane önünde incir ağacı", hele de akşam saatlerindeyse "akşam güneeşiii"..Daha da duygusallaşırsak, "teaarrs in heavveennn"..

En şık giysilerle akşam yemeğine hazırlanırken "lady in reeeeedd" ve tabii "everything I doooo, I do it for youuuu". 

Evet evet, fonda müzik olmadan olmuyor, ya birileri bir şeyler çalsın ya da biz kalbimizdeki müziği çalıp, dinleyelim..Ama müziksiz olmuyor, eksik kalıyor sanki hep bir şeyler..Söylenmemiş kalıyor, anlatılmadan unutulmuş, açıklanmadan bırakılmış....


2 Ocak 2014 Perşembe

Bağırmayan Post


Sevdiğim renkler, öyle hemen göze batmayanlar, dikkati çekmeyenler..Benim için güzel renkler, parlak olmayanlar, o yüksek sesle bağırarak konuşmayanlar, siz onu fark edene kadar sessizce kenarda durup sıranın kendisine gelmesini bekleyenler..Ki o bekleme sırasında, karşısındaki bağıra çağıra anlatanın aslında neleri anlatmadığını en fazla yakalayanlar...Arada hobi maksatlı renkli bir şeylerle ortamı hareketlendirmek..Bakın orası başka işte..  


Toprak tonları, beyazlar, açık griler netliktir işte benim için, dosdoğruluktur, "daha ne anlatayım"dır benim için, hele de şöyle koyu bir tonun vurgusunda.. 


Bir ara hafta sonu evimiz için alıp sarı yaldızla boyadığım abajuru bile beyaza çevirdikten sonra daha fazla sever oldum..Çünkü sustu sanki rengi değişince, yeteri kadar konuşmaya başladı daha doğrusu, "her doğruyu söylememeye, ama her söylediğinde doğruları anlatmaya"..İnsan da böyle olmalı, az olmalı, öz olmalı, sade olmalı, sessiz olmalı, sakin olmalı, Çünkü zaten kalbi de, kafası da öyle dolu ki...Daha fazla teferruata gerek var mı? Bağırmaya gerek var mı her zaman kendisini duyurabilmek için? Hem zaten herkes kendi duyduğunu anlamayacak mı sonuçta?  


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...